Blog

RSS
l019

Kıdem Tazminatı Fonu ve Madalyunun Arka Yüzü: Kayıtdışı

Kıdem Tazminatı ilk olarak 1936 yılında yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu ile mevzuatımıza girmiş zamanla en önemli işçilik alacaklarından birisi haline gelmiştir. Öyle ki; İş Mahkemelerinde görülen davaların büyük bir kesimini kıdem tazminatı talepleri oluşturmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun yürürlüğe girdiği 22.05.2003 tarihinden bu yana  kıdem tazminatı fonu hakkındaki değerlendirmeler çeşitli vesilerle gündeme gelmiş, kamuoyunda tartışılmış ancak konu hakkında mesafe kaydedilmemiştir.
En son olarak 61. Hükümet programında, “İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu, kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz” ifadeleriyle konu kamuoyu ve sosyal tarafların bir kez daha gündemine gelmiştir.
Kıdem Tazminatı Fonunun kuruluşuna ilişkin hazırlanan Taslak metin güncel değildir. Bu nedenle yeni uygulama şu veya bu şekilde olacaktır gibi kesin açıklama ve yorumlarda bulunmak için henüz erkendir. Bu nedenle yazımızda henüz ortada açık ve güncellenmiş bir metin olmadığından Taslak metin konusunda özet bilgi vermekle yetinilecek, fon uygulaması ile kayıtdışı istihdam arasındaki ilişki irdelenmeye çalışılacaktır.
MEVCUT DURUM
Kıdem tazminatı, kanunda belirtilen sebeplerle işyerinden ayrılan işçiye işveren tarafından verilen bir tazminat şeklidir. Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin çalıştığı işverenin yanında en az bir senelik kıdeminin olması gerekmektedir.  Halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun  14. maddesinde kıdem tazminatına hak kazanma nedenleri açık bir şekilde belirtilmiştir.
Kıdem tazminatına esas alınacak ücret işçinin asıl ücreti ve  işçiye sürekli bir şekilde sağlanan parasal değeri olan menfaatlerden oluşur.  Diğer ifadeyle, kıdem tazminatına esas ücret işçinin giydirilmiş ücretidir. İş Kanununa göre; işçi saat başı, günlük, haftalık ya da aylık ücretle çalışıyorsa kıdem tazminatı “son ücret” üzerinden; parça başı, akort, götürü ve yüzde usulü gibi belirli bir zaman dilimine göre belirlenemeyen ücretle çalışıyorsa son bir yıllık “ortalama ücret” üzerinden hesaplanacaktır.
Hazırlanan Taslakta, özetle, kıdem tazminatına emeklilik halinde veya adına 10 yıl boyunca prim yatırılmış işçiler hak kazanabilmektedir. Taslakta bunun için işverenlerin işçinin ücretinin %3’ü oranında bir prim ödemesi yapmaları öngörülmüştür. Aynı zamanda kıdem tazminatına hak kazandıran fesih halleri ortadan kaldırılmış, en genel anlamda emeklilik hali veya adına 10 yıl prim yatırılmış olmak kaydıyla kıdem tazminatına hak kazanılabileceği düzenlenmiştir. Mevcut durumda her sene için bir aylık ve son giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanırken, Taslak düzenlemesine göre kıdem tazminatına esas ücret işçinin çalıştığı ve adına prim yatırılan son takvim yılının ortalamasıdır. Prim ödenen toplam süre bir yılın altında ise, prim yatırılan ayların ortalaması esas alınır.
Basında çıkan haber ve demeçlerden Fon düzenlemesi hakkında yeni bir çalışma yapıldığı anlaşıldığından, bu çalışma bitirilip kamuoyu ile paylaşıldıktan sonra somut düzenleme hakkında daha yerinde yorum yapılabileceğini belirtmekte fayda bulunmaktadır.
Kıdem tazminatı uygulaması ülkeden ülkeye farklılık gösterebilmektedir. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler ile karşılaştırıldığında ülkemizin en yüksek kıdem tazminatı ödenen ülkeler arasında yer aldığı görülmektedir.[1]
İşveren kesiminin temel itirazı da bu noktada yoğunlaşmaktadır. Kıdem tazminatının yüksekliği, işletmeler açısından önemli bir maliyet kaleminin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İşletmeler bu yükten kurtulmak için kayıt dışı istihdama yönelebilmekte ya da çalışanların kıdem tazminatına hak kazanmasını önlemek için işçilere girdi-çıktı yaptırmakta, istifaya zorlamakta, istifa dilekçesi alarak işe başlatmakta veyahut özellikle vasıfsız işçilerin kıdemi fazla artmadan işlerine son verebilmektedir.
Buna karşılık işçi kesimi de mevcut kıdem tazminatı uygulamasını bir nevi iş sonu ikramiyesi olarak görmekte, işsizlik döneminde hayatını idame ettirebilecek bir yekun olduğunu ve vazgeçilmez nitelikte bir işçilik alacağı olduğunu düşünmektedir.
Bu noktada gerek işçi ve gerekse işverenlerin endişeleri dikkatle incelenmelidir. Çünkü işçi kendisi ve ailesinin hayatını, işveren ise işyerinin ve işin sürekliliğini korumak zorundadır. Bu temel felsefeyi hedef alacak hakkaniyetli bir düzenleme tarafların ortak ihtiyaçlarına cevap verebilecektir.
DEĞERLENDİRME
Fon uygulamasının hayata geçmesiyle birlikte işçi ve işveren arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlayacağı aşikardır. Ancak  kayıtdışı ve gerçek ücretin sigortaya bildirilmemesi Fon uygulaması ile birlikte yeni bir çok sorunu beraberinde getirebilecektir. Yukarıda da belirttiğimiz Taslak düzenlemesi uyarınca işverenin her ay işçinin aylık ücretinin %3’ü oranında bir primi kıdem tazminatı fonu için yatırması öngörülmektedir. Ancak mevcut durumda bile bir çok işveren sigortasız işçi çalıştırmakta veya işçisini gerçek ücreti üzerinden sigortalamamaktadır. Böyle bir durumda Fon’a işçi adına prim yatmaması veya yatırılan primin gerçek ücret üzerinden olmaması sonuçları ortaya çıkacaktır. Bunun sonucunda da işçilerin hizmet ve ücret tespit davalarında yeni bir hukuki sürece başlama zorunlulukları ortaya çıkacaktır. Bu tarz bir hukuki sürecin ise kesinleşmesi yılları bulabilecek, zamanaşımı gibi çeşitli sorunlarla karşılaşılabilecek ve dolayısıyla Fon sistemi ile elde edilmek istenen yararın minimize olması sonucu doğabilecektir.
15.12.2011 tarihinde TÜİK tarafından yayınlanan 2011 Ağustos, Eylül, Ekim dönemi Hane Halkı İşgücü araştırmasına[2] göre; yaptığı işten ötürü herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranı, önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puanlık azalışla % 42,8 olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre tarım sektöründe sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı % 85,5’ten  % 84,6’ya, tarım dışı sektörlerde % 29,3’tan % 28’e düştüğü belirtilmektedir. Yine aynı araştırmaya göre Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 536 bin kişi azalarak 2 milyon 398 bin kişiye düşmüştür. İşsizlik oranı ise 2,5 puanlık azalış ile % 8.8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Kentsel yerlerde işsizlik oranı 2,8 puanlık azalışla % 11,1, kırsal yerlerde ise 1,8 puanlık azalışla % 4,5 olmuştur. İstatistiklerde düşüklükler yer alsa bile söz konusu veriler dahi ülkemizde işsizliğin ve kayıtdışı istihdamın  ne denli önemli boyutlarda olduğunu göstermektedir.
TÜİK verilerinden de anlaşılacağı üzere, kayıtdışı istihdam çalışma hayatımızın halen en temel sorunlarından birisini teşkil etmektedir. Bu çerçevede işçi ya sigortalı yapılmamakta ya da sigortaya tabi ücreti düşük gösterilmektedir. İşçi, bir işe girmek umuduyla kayıtdışı çalışmayı kabul etmekte ancak yıllar sonra bu çalışması karşılığında sosyal güvenlik hizmetlerinden yararlanamadığını gördüğünde haklı olarak bu durumdan şikayetçi olmaktadır. Bunun haricindebasına da yansıyan Türk-İş’in hazırladığı ve basına da yansıyan rapora göre, kayıt dışı çalışanlar nedeniyle devletin toplam sosyal güvenlik primi ve vergi kaybı, asgari ücret düzeyi dikkate alındığında yıllık 21.2 milyar lirayı bulmaktadır.[3]
Görüleceği üzere kayıtdışı istihdam konusunda en büyük zararı işçi ve devlet görmektedir.  Bu çerçevede kayıtdışı istihdamın önlenmesi için temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:
–         İşçinin gerçek ücretini gösterilmesini sağlar objektif meslek ve ücret standartlarının sağlanması; bu şekilde örneğin mimar, mühendis, 10 senedir aynı işyerinde çalışan bir işçinin asgari ücret üzerinden sigortalanması önleyecek hayatın olağan akışına aykırı uygulamalarını giderecek teknik standartların getirilmesi,
–         Sektörel plandaki işyeri denetimlerinin artırılması ve bu işyerlerinin belirli dönemlerle gözetim altında tutulması,
–         Kayıt altına alma oranına ve kayıtlı istihdam artışına bağlı olarak vergi ve sosyal güvenlik prim oranlarında indirime gidilmesi.
SONUÇ
Yıllardan bu yana çeşitli vesilelerle gündeme gelen Kıdem Tazminatı Fonu düzenlemesini tek başına “Kıdem tazminatı kaldırılacak mı?, Tazminat oranı düşürülecek mi?” boyutu ile tartışmak madalyonun arka tarafında yer alan kayıtdışı sorununu görmezlikten gelmek anlamını taşımaktadır. Bu konuda  son yıllarda önemli adımlar atılmış olmasına rağmen, kayıtdışı oranının halen yüksek olduğu görülmektedir. Kıdem tazminatı fonu kapsamında yapılacak düzenleme ile öncelikle kayıtdışını engellemeye yönelik adımlar atılır, bu konuda meslek ve ücret standartları son derece sıkı bir denetim ve gözetim ile takip edilirse Fon uygulaması ile arzu edilen amaca ulaşılmış olur. Bu sorun çözülmeden atılacak adımlar daha sonra yukarıda belirttiğimiz gibi hizmet tespit davası açılması, zamanaşımı vb gibi süreçleri gündeme getirebilecek hem işçi ve hem de devletin kaybı devam edecektir.  Netice itibariyle Fon düzenlemesinin temel felsefesi kayıtdışını sonlandırmak olur ise çalışma hayatının yıllardan bu yana kanayan sorununa çözüm için çok önemli bir adım atılmış olacaktır.
0 - Bu yazıyı ilk beğenen sen ol!

Yorum Yaz

Please correct form

zorunlu alan*