Blog

RSS
durum

İşsizliğin İki Boyutu

Yazar: Cansu Kapıcı*

Bilindiği üzere işsizlik geçmişten günümüze gelen ve günümüzün en büyük problemlerinden biri halini almış durumda. Bu durum daha çok yeni mezun işsizliğinde görülmekte. Çünkü yeni mezunun tecrübesizliğinden dolayı kısa vadede iş bulma ihtimali oldukça düşük. Bir de okul hayatı boyunca yetkinliklerini geliştirme yönünde herhangi bir katkı sağlamamışsa bu durum daha da zorlaşıyor.

Peki nedir işsizliğin nedeni ?

Sosyolojik ve ekonomik faktörlerin yanı sıra işsizliğin 2 temel boyutu vardır. İlk boyut işçi tarafı olarak kişisel marka oluşturabilmek, ikinci boyut ise işveren tarafı olarak işveren markası oluşturmak. İlk olarak kişisel marka nedir, nasıl oluşturulur ve işsizlikle ilgisi üzerinde duralım.

Nedir kişisel marka ?

Kişinin yeteneklerine uygun yatırım yapması, yetkinliklerini artıracak aktivitelerde bulunması, kendi donanımını artırması, kendine bir fark yaratabilmesi, kendine kattığı değerlerle bir kimlik oluşturmasıdır.

Kişisel markamızı nasıl oluşturabiliriz ?

  • İlk olarak kişi kendisine odaklanmalı.
  • Kişisel değerlerini bilmeli ve bir yol haritası oluşturmalı
  • Yönetim becerilerinin farkına varmalı ve geliştirmeli
  • Kendisinin güçlü ve zayıf yönlerinin farkına varmalı
  • Kendisine kişisel bir imaj ve hedef oluşturmalı.

Kişisel markanın işsizliğe etkisine bakacak olursak kişi kendi tanıtımını ne kadar iyi yaparsa işe girme oranı da o kadar artar. Yani kişi öğrencilik hayatında neler yapmış, etkinliklere, eğitimlere gitmiş mi, yetkinliklerini artırıcı yönde çalışmalarda bulunmuş mu.. gibi faktörler kurumlar açısından işçiyi bir adım daha ön plana çıkarıyor. Bu da kişinin hem özgüvenini, motivasyonunu artırırken hem de işletmeler  tarafından tercih edilmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle kişisel markamızı oluşturup kendimize ne kadar fark yaratabilirsek işsizliğin önüne de o kadar geçmiş oluruz.

Bir de işveren tarafından bakacak olursak. İşverenler  doğal olarak kurum kültürüne uygun, kendini geliştirmiş ve gelişime açık kişileri seçiyorlar. Çünkü çoğu işletme artık adını daha fazla duyduğumuz ‘işveren markası’ na sahip durumda. İşletme bir markası olmasından dolayı işe alacağı kişinin de bu kapsamda farklılık yaratmış kişiyi seçmesini etkiliyor.

Peki işletmeler  için bu kadar önemli olan işveren markası nedir ?

İşveren markası 1990’lardan günümüze kadar gelen bir kavramdır. Kısaca tanımlayacak olursak bir işletmenin çalışılacak en iyi yer olarak algılanmasıdır. İşletmelerin asıl amacı işveren markası ve sosyal sorumluluk kapsamında en iyileri işletmeye çekmek. Yani işveren markasıyla işletmeler ihtiyaçları olmasa bile kişileri yetiştirerek ihtiyacı olanı kendi işletmesine alıyor, ihtiyacı olmayanların da yetkinliklerini artıracak süreçler uyguluyor. Ama yetiştirdikleri adayları yine aday havuzunun içinde tutuyor. İşletmeler daha sonra oluşabilecek bir ihtiyaç halinde ilk olarak kendi yetiştirdikleri aday havuzuna yöneliyorlar. Bu durum da aslında işsizliğin diğer tarafı olan işçinin hayatı boyunca ne yaptığı konusunu tekrar karşımıza çıkarıyor.

Bir takım işletmeler genç istihdam için yetenek yönetimi programı uyguluyor ve kişileri kendi kültürleri, hedefleri, politikaları doğrultusunda yetiştiriyorlar. İşletmeler farklılaşmak için farklı stratejiler uyguluyorlar. Bu stratejilerin bir tanesi genç işsizliğin önlenmesi üzerine olabilir, bu konuda yeni mezuna eğitim verilebilir. İşletmeler böylece hem kendi markasını oluşturmuş olur, kendi itibarını yükseltir, hem de genç işsizliğin düşüşüne bir katkı sağlayabilir.

Bir mezun adayı olarak düşüncem: farklı ol ve kendinin farkında ol..

Bir İK’cı olarak ise: kişileri destekleyelim, bir şans verelim ve yol gösterelim..

*Sakarya Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi Bölümü 4. Sınıf Öğrencisi 

0 - Bu yazıyı ilk beğenen sen ol!

Yorum Yaz

Please correct form

zorunlu alan*